Hareket berekettir: Mihran Tomasyan'la, Çıplak Ayaklar Stüdyosu'nda

-
Aa
+
a
a
a

Açık Dergi: Portreler bu hafta da stüdyo dışına çıkıyor, Tophane'de, 20. yaşına doğru ilerleyen Çıplak Ayaklar Stüdyosu'na konuk oluyoruz. Mihran Tomasyan ile stüdyonun yıllar içindeki dönüşümünü, Beyoğlu'nun kültürel hafızasındaki yerini ve bağımsız bir alan olarak nasıl ayakta kaldığını konuştuk. Dans, Çıplak Ayaklar Kumpanyası; Mihran Tomasyan'ın bitmeyen taşıma telaşı, Yesayan Derneği'ni, arşiv merakı ve İznik'te yaban hayatıyla iç içe, kendi yavaş ritminde filizlenen ÇAK Arazi'yi de masaya yatırdık.

""

İlksen Mavituna: Apaçık Radyo'nun YouTube kanalına hepiniz hoş geldiniz. Bugün bir dans stüdyosundayız. Mihran'la buluşuyoruz. Nasılsın Mihran?

Mihran Tomasyan: İyiyim. Sen nasılsın İlksen?

İ. M: İyiyim, iyiyim ben de. Teşekkür ederim. Zor bir söyleşi bir tık benim için. Tanışıklığımızın uzun yıllara dayanıyor olmasından kaynaklı. Hem de zaten kendin çıktın, anlattın. Bundan birkaç yıl önce Didem Pekün de senin belgeselini çekti. Seni konu ettiği bir belgesel çekti. Bir yandan tabii bu bir hafiflik, yani her şey konuşulduğu için biz rahat rahat konuşabiliriz gibi bir durum da var. Hem oradan, hem o belgeselde gördüklerinden, hem de yıllar içinde bildiğim... Mihran'dan kafamda oluşan portreyi konuşmaya çalışacağım ama Çıplak Ayaklar ile başlayalım. Neredeyiz? Şu anda ekranda bizi sıra dışı bir yerde görüyorlar. Normalde fanusa kapatıyoruz kendimizi radyoda. Şimdi Tophane'deyiz. Radyodan çok uzaklaşmadık ama burası Çıplak Ayaklar Stüdyosu. 20 yıla yaklaşmışız, hadi öyle konuştuk.

M. T: Evet. 2007'de biz buraya girdik. Aslında Kumpanya'yı 2003'te kurduk. Ve Beyoğlu'lu bir topluluğuz biz. Daha önce de Asmalımescit'teydik. Galata Kulesi'nin orada farklı stüdyolarda çalıştık. Fakat 2007'de artık bir yerimizin olması gerekiyordu çünkü... Belki konuşuruz, dekorları sürekli bir yerden bir yere taşıyorduk ve o bizi çok yoruyordu. Hem de hep geceleri çalışmamız gerekiyordu. Artık bir mekanımızın olması gerekiyordu ve 2007'de burayı bulduk. Burası Firuzağa Hamamı'nın avlusunda. Aslında eskiden bir sokakmış. Daha sonradan kapatılmış ve artık bir çıkmaz sokak. Oto tamircisiymiş. Depo olmuş. Farklı süreçlerden geçmiş. 2007'den beri de bir dans stüdyosu. Gelecek sene de 20. yıl oluyor.

İ. M: 20. yıl oluyor. Dile kolay, evet. Bu nasıl zor oluyor? Bunu zaten anlattınız geçen de bir videoda... Yayınlandı hatta, bir çağrı videosu vardı. Haziran ayında bitmiş olacak o kampanya ama olsun, o videonun ruhu çok güzeldi. Herkesi safları sıklaştırmaya çağırdınız.

M. T: Evet, ya 20 yıl önce yaptığımız özellikle elektrik sistemi artık hata veriyor sürekli. O yüzden de elektrik sistemini baştan yenilemeye karar verdik. O yüzden de bir kampanya başlattık. Sadece elektrik sistemi değil aslında; aynalarımız, kırık zemin... Ve uzundur bir badana boya da olmuyor. Bugünün dünyasında bunların hepsi çok büyük bir masraf. Bir yandan da şöyle; stüdyo çok uzun süredir bir prova mekanı olarak kullanılıyor. Özellikle dans camiasına... Biz aslında biraz o anlamda kapalı bir stüdyoyuz. Olabildiğince sadece dansçılarla mekanı paylaşmaya çalışıyoruz. Çok fazla insanla paylaşıyoruz ama üretim süreçleri için özellikle dansçılarla daha fazla kapalı tutmaya çalışıyoruz. En önemli özelliklerinden biri de ışıkla da prova yapılsın istiyoruz. Yani sadece gösteri günü ışığın denendiği bir şey değil de... Çünkü ışık, bir gösterinin neredeyse %50'si bence.

İ. M: %50'si diyorsun.

M. T: Evet. Çünkü ışık her şeyi değiştiriyor. O tonu, rengi, seçtiğin malzemeyi... O yüzden de bu yapacağımız tadilatta da yeni bir ışık sistemi ve provalarda kullanılacak bir ışık sistemi de olsun istiyoruz.

İ. M: Ama yine burası bir atölye ve laboratuvar olarak devam edecek.

M. T: Aynı şekilde devam edecek.

İ. M: Bunun ihtiyaç olduğunu herkesle konuşuyoruz. Alan yok yani Beyoğlu'nda. Sahneler de zaten bambaşka yerlerde. Ama olsun, yine de epey heyecanlı. Bir dönem böyle değildi. Çok daha faaldi. Seyirci de alıyorduk. Benim de burada çok güzel, bütün bu alanları kullandığınız, gösterdiğiniz dediğimi hatırlıyorum. Ters Okyanus mesela yani... Ne inanılmaz, müthiş bir şeydi. O zamanlar hep şey düşünmüştüm yani; buraya özgü üretilmiş, buranın dinamikleri, buranın özellikleriyle iç içe bir gösteri falan... Ya bunun bir yere taşınamayacak olması, dünyayı gezemeyecek olması falan izlerken böyle çok dert oluyordu. Hakikaten burası için özel üretiyorsunuz.

M. T: Bence zaten Ters Okyanus izleyenler ve izleyemeyenler... Yani o tarihe karışmış bir eser ve bence hani arada bir izleyenlerle karşılaşıp şey oluyorum böyle: "Abi ne acayip oyundu o," falan diye. Çünkü içeriye su yağıyor. Biz burada kayıyoruz, buralarda tırmanıyoruz. Şu pencerede Duygu'yla oturup bir sigara içiyoruz. Şu köşede canlı müzisyenler var. Peki canlı müzisyenle mi izledin sen?

İ. M: Ben üç kere izledim. Okey, tamam.

M. T: Hem Korhan Futacı hem de Ayşe Tütüncü. Bu stüdyo aynı zamanda müzisyenlerin de çok geldiği bir stüdyo. Stüdyoydu, bu aralar değil. 20 yıl oldu. Sonuçta bir sürü dönemi var. Ama dediğin dönemi çok az açmam gerekirse... Sen 2010 ile 2016'dan bahsediyorsun.

İ. M: Özellikle o aralık, evet.

M. T: Evet, o dönem üretimimiz çoktu ve gösteri yapmak istiyorduk. Sahne bulmak... garajistanbul yeni yeni hem açıldı, sonra da kapanma dönemine girerken biz aslında her hafta bir gösteri yapmak istiyorduk.

İ. M: Hemen şuradaydı o da.

M. T: Hemen buradaydı, evet. Ve bu mekanı gösteri mekanına dönüştürdük. Aslında 40 kişi alabiliyorduk. Ama bizim için gayet yeterliydi. Çünkü düzenli oynuyorduk. Gevende konserleri, keza Büyük Ev Ablukada konserleri; çoğu, ilk konserlerin hepsi burada oldu. Akustikler... Hatta bunun önünde platformunu, ilk Full Faça'yı da burada denediğimiz zamanlar da oldu. Ve ne bileyim, Ayşe Tütüncü ile yaptığımız bu 43 müzisyenli anma kayıtları, Ümit abiyle kayıtları burada oldu.

İ. M: Neydi ismi? Bir Nisan Yağmurluğu…

M. T: Birisi Soğuk Bir Nisan Sabahı. Birisi de Yağmurlu Bir Nisan Sabahı.

İ. M: Yağmurlu Bir Nisan Sabahı, müthiş bir iş.

M. T: Arka arkaya iki sene onları yaptık. Ya ona benzer burada aslında hem müzisyenlerin üretimi, hem de klip ya da çekim -diyeceğim artık, bazısı video formatında- o 2010 ile 2016 arası çok yoğun bir dönemdi. Ben böyle biraz festival gibi hatırlıyorum. Her günü bir festival gibiydi.

İ. M: Öyleydi gerçekten. Bir hafta boyunca neler olurdu?

M. T: Şimdi de aslında öyle ama şu anda prova formatında öyle. Haliyle o dışarıdan hissedilmiyor ama biz çıkıyoruz, bizden sonra başkaları giriyor. Buraların bence çok önemli bir misyonu var. O da gündüz pratikleri. Dünyanın her yerinde, büyük şehirlerinde dansçılar için gündüz dersleri olur, bedenini formda tutmak için. Biz ekim ayından beri her salı-cuma burada çok uygun bir bütçeye gündüz pratikleri yapıyoruz.

İ. M: Farklı seviyelere... Yok, dansçılara yönelik. Farklı seviyelerden yani, dansçılar gibi mi?

M. T: Evet, öyle diyebiliriz. Ve aynı zamanda çok fazla prova yapılıyor. Bugün bence neredeyse gördüğüm pek çok dans gösterisinin üretim mekanı burası. Aynı zamanda da tabii ki atölyelerimiz oluyor ve kendi işlerimizin üretimleri oluyor. Hala aslında bayağı aktif. Sadece seyirci almadığımızdan dolayı o görünürlüğü başka bir boyutta devam ediyor.

İ. M: Evet başka bir boyutta gidiyor ama çok ilginç, sahnede pek çok iş burada pişiyor diyorsun. Kuranlardansın, bu alanı açanlardansın. Az evvel seninle avluda sohbet ederken falan; çiçeklerinden kedilerine her şeyine hakimsin. Zaten senden bağımsız da düşünülemez ayrı konu ama... Koşturmalar diyelim ya da işte bir yerden bir yere bir şey taşıma vesairesi... Yani şöyle bir gerçek vardır. Mihran'la çoğunlukla işte Tophane'de, Beyoğlu'nda bir yerde karşılaşıyorsanız kesin hızlıca bir yerden bir yere gidiyordur. İnanılmaz sıkı bir program, aynı stüdyosunun programı gibi falan. Ve hakikaten bir yükü bir yerden bir yere taşıma işi falan, benim kafamda Mihran deyince böyle en çok düşündüğüm şey.

M. T: Taşıdıklarımız diye oyunum var.

İ. M: Taşıdıklarımız diye gösterin var gerçekten. Epey de gezdi bu arada Taşıdıklarımız değil mi?

M. T: Neredeyse ellinci gösterisine geldi. Bizim gibi topluluklar için elli gösteri bayağı bir şey aslında. Evet, dolaşan işlerimizden biri, dördüncü sezonundayız şu anda. Leyla Postalcıoğlu ve Berke Can Özcan'la yaptığımız... Koreografisini de Francisco Camacho, Portekizli bir koreografın işi.

İ. M: Evet o da muazzam, uluslararası bir iş tabii. E madem bu faslı açtık o zaman BİZ de demek lazım tabii ki.

M. T: BİZ gösterisi de... Evet, BİZ gösterisi benim dansçılığını yaptığım bir gösteri. Bedirhan Dehmen koreografisini yaptı ve Canberk Yıldız ve Cem Yıldız tabii müzikte. Onda dans etmekten çok keyif alıyorum. O da benim gündelik sezon diyelim bu, hayatımda aktif dans ettiğim işlerden biri.

İ. M: Kaç işte aktif olarak varsın onu merak ediyorum. Bir yandan çünkü senin başka bir işin de var şu anda. Büyük bir arşiv ve dernek işi de var. Yesayan Derneği, bunu da konuşuruz bence çok kıymetli bir alan. Nasıl, ne kadar zaman ayırıp da neler yapıyorsun?

M. T: Aras Yayıncılık'ta neredeyse düzenli olarak çalışıyorum. Yesayan Derneği, Aras Yayıncılık'ın altında kurduğumuz dernekte tam zamanlı mesaide çalışıyorum. Orada dernek başkanıyım. Tophane Noise Band var aslında. Sesle ilgilendiğim bir tarafım var ve sesle ilgilenen diğer arkadaşlarımla o Tophane Noise Band'de zaman geçirmeyi seviyorum. Çıplak Ayaklar zaten fazlasıyla zaman alıyor. Ama şunu söyleyebilirim, biraz evvel şey dedin ya, sensiz düşünemiyorum burayı diye. Bir yandan da ben bu 20 yılın sonunda aslında buraya gelen gidenler ve şu anda burada zaman geçiren daha 20'li yaşlardaki arkadaşlarımla aslında o yapıyı çok iyi kurduğumuzu düşünüyorum. Artık benden çıktı diyebilirim abi ya. Bence öyle bir imge vardı o yavaş yavaş kırıldı artık.

İ. M: Doğru, ya bu da çok iyi bir şey aslında.

M. T: Evet harika bir şey, çok iyi oldu.

İ. M: 20. yılına gidiyor, yani senin elinde kalması zaten çok korkunç olurdu. Çok kötü olurdu gerçekten. Onca şey var yani yapacak. Hakikaten bu iyi mi hissettiriyor, nasıl hissettiriyor? Yoksa biraz böyle "Ah kopuyorum" falan gibi de hissediyor musun? Gerçi çok aktifsin bir yandan ama... Yani hep o el verme hali.

M. T: Ya ben çok istiyorum böyle aslında bir yandan o içimdeki Mihranlar hepsine böyle bolca zaman harcasın ama bu çok olmuyor tabii ki. Hiçbirimiz bunu yapamıyoruz. Keşke yapabilsek ama... Yani şöyle bir, bu yapıdan çok az bahsedebilirim bence. Biz aslında şu anda dört kişiyiz. Kumpanyanın içinde bu dört kişi genel koordinasyonu sağlıyor ve kumpanyayla ilgili pek çok kararı bu dört kişi alıyor. Fakat stüdyo içinde de yaklaşık 12 kişiyiz. Ve bu stüdyodaki insanlar da stüdyonun bütün işleyişini kolaylaştırıyor. Yani bu temizliğinden tut malzeme ve teknik çalışmaya olsun, pek çok şeyi de bu 12 kişi yapıyor. Ve 3 ayda 1 de yürütücümüz değişiyor. Yani ben aslında bu mekanın 3 ay sadece sorumlusu oluyorum. Ve 3 ay sorumlusu olan kişi de ekonomik olarak da sorumluluğunu alması gerekiyor. 3 senedir bu yapıda çalışıyoruz ve memnunuz aslında. Her 3 ayda bir bu 4 kişiden biri yürütücülüğü alıyor ve genel herkesi koordine ediyor.

İ. M: O kişinin hayatını kolaylaştırıyor tabii ki geri kalan 9'u. Gittikçe daha rahat.

M. T: Evet, hala WhatsApp grubunda ve pek çok şeyde aktifsin tabii ki ama genel sorumluluk sende olmuyor. Bu aralar mesela genel sorumluluk bende değil. Ama işte ayın 8'inde burada bir iş var. Perdeler takılacak, müzisyenler gelecek vesaire. Onu da aktif çalışıyorum ama beni koordine eden Duygu mesela. Duygu beni koordine ediyor. Biz tabii uzun bir süre Çıplak Ayaklarla Dans diye bir program yaptık Açık Radyo'da…

İ. M: Duygu'yla beraber. Duygu Yüngör. Selam edelim.

M. T: Aynen.

İ. M: O da sonra buradan da uzaklaştı. Avustralya'ya gidip gelmeye başladı falan. Ama çok uzun yıllar da sürdü. Zaten bizim aslında tanışıklığımız ona dayanıyor.

M. T: Evet. Aslında abi 10 yıl sürdü.

İ. M: 10 yıl.

M. T: 10 yıl yaptık biz o programı. Ve bence çok değerliydi yani.

İ. M: İnanılmaz. O zaman için benzersizdi zaten. Şimdi dijital ortamda belki biraz daha değişti bu konuya ilişkin iletişim. Bunu muhakkak biraz açalım. Çağdaş Dans programıydı.

M. T: Evet, Çağdaş Dans programıydı. Programın içinde o hafta nerede ne gösteri var da yer alıyordu. Konuk çok alıyorduk. Çağdaş dans ile ilgili hem dansçıları, koreografları ama doktor çağırdığımız da oluyordu. Hani pek çok alanda, çağdaş dans alanında bütün katmanlarına aslında o 10 yılda indiğimizi düşünüyorum.

İ. M: Gösterilerden ibaret değildi yani.

M. T: Değildi. Egzersiz önerilerinde de bulunuyorduk. Sevdiğimiz müzik parçalarını da çalıyorduk. Çok dolu dolu bir program.

İ. M: Bu stüdyodan çıkardığınız... Yayınladığımız kayıtları da hatırlıyorum. İşte Büyük Ev Ablukada kayıtları da vardı içinde.

M. T: Mesela zaten kayda buradan geliyorduk. Duygu'yla burada bir şeye hazırlanıyorduk, çıkıyorduk ve kayda geliyorduk. O bizim için büyük bir şeydi... Ve bunun için çok ciddi bir çalışma ve emek de veriyorduk aslında. O program benim için şey demek; Duygu'yla oturup çalışmak demekti ve çok çok iyi bir programdı benim için de. 

İ. M: Evet, inanılmaz da hakikaten bir arşivi de var yayının. Senin böyle bir arşiv merakın da var. Yani sırf taşımak değil, bir yandan biriktirmekle alakalı. Burada belki Toma'nın da ismini ailesel anabiliriz yani. Benim tanıdığım en geniş çaplı toplayıcılardan birisi oydu.

M. T: Biraz evvel bahsi geçen Yesayan Derneği'nde de zaten aslında arşivlerden, koleksiyonlardan biri de onun.

İ. M: Evet, onunla çalışıyorsunuz.

M. T: Çıplak Ayaklarla Dans'ın da evet, ben SoundCloud'da aslında tutuyorum arşivini. Hala orada var. Ama ben başka arşivler de saklıyorum. Hem Türkiye'de çağdaş dans alanının arşivinin meraklısıyım; kendim de 90'larda çok fazla kayıt yaptım. Şu anda da onlarla ilgili bir şey üzerinde çalışıyorum.

İ. M: Bir arşiv işi.

M. T: Evet, bir arşiv işi. Bir dönem... Şu anda aslında o kadar aktif değil. Şu anda o çektiğim ve kaydettiğim şeyleri ayıklama, bakma ve "Bunları nasıl değerlendirebiliriz?" gibi... Evet, "Bunları nasıl buluşturabilirim?"e kafa patlattığıma da emin değilim aslında.

İ. M: Çok ilginç. Yani, evet. Biriktirmekten ibaret değil. Muhakkak bir şekle sokmak ve göstermek istiyorsun.

M. T: Evet, evet. Arşiv orada kaldığı zaman... Yesayan Derneği'ndeki arşive de böyle yaklaşıyorum. Kaldığı zaman, onu bir şekilde yaşayan bir formata, dönüşen bir formata dönüşsün istiyorum. Şu anda hayallerimden biri, bunu daha yeni yeni söylemeye başladım: İşte buradaki müzikleri, yapılan müzikleri çok iyi kaydettim. SoundCloud'da var. Başka bir mecraya koymadım ama en azından orada biriktirebildim onları. Mesela istiyorum ki onları 20. yılında oldukları gibi tekrar hatırlatmak değil de müzisyenlere vereyim; içinden yeni müzikler çıkarılsın gibi bir şey istiyorum. Onlardan belki Can sample'lar alsın, Gevende, Ahmet onları bir şeye dönüştürsün gibi... Böyle yaşayan bir arşiv olarak, hep öyle bakmaya çalışıyorum aslında.

İ. M: Evet, müthişmiş. 20. yılında yapılacak onlarca işten biri muhtemelen. Evet.

M. T: Bir de uyuyanlarla ilgili bir şey yapmak istiyorum.

İ. M: Nedir o?

M. T: Burada çok uyuyan var. Yaşayan bir stüdyo burası. Yukarıda bir yatak odamız var ve geç saatlerde prova yapanlar, evine dönemeyenler... Yani burası yaşayan o anlamda bir ev gibi de davranılıyor. Ve burada bu 20 yılda o kadar çok insan uyudu ki... Bir stüdyoda uyumak, bir iş yerinde uyanmak hani onunla ilgili de bir şeyler, o uyuyanları yan yana getirmek falan öyle hayallerim var. Oradan ne çıkar bilmiyorum.

İ. M: Çok orijinal şeyler çıkabilir bence. Bakalım. Yaratıcı şeyler bulunabilir. Yani bu çok hoş bence. Buranın 20 yılından konuşuyoruz. Bir hatta işte 2005'ler, 2006'lar, 2003'ler diyorsunuz sizin Çıplak Ayaklar Kumpanyası olarak. Hani ilk ortaya çıkışınız falan. Çok da çalışılmıyor bu alan. Yani daha doğrusu bilmiyoruz artık. Çıplak Ayaklar Kumpanyası evet kendi öz işlevine devam ediyor falan ama Tophane'de, Masumiyet Müzesi'ne giderken az insan biliyordur burada bir dans stüdyosu olduğunu falan. Çok konuşulmuyor galiba çağdaş dans üzerine. Sadece dansçılar arasında kalan bir mesele. Yani bu tabii aynı şey için de geçerli. Ornitoloji de böyledir muhtemelen.

M. T: Genel bütün Türkiye resmine baktığımızda biz çok minicik bir Kelaynak bile değiliz gibi bir durum var galiba.

İ. M: Yan yana gelmek önemli.

M. T: Tabii belki şeyi anmak iyi olabilir burada yani Salt'ın Sahnede 90'lar sergisi bence o anlamda o dönemi biraz böyle bir ortaya tekrar çıkaran, bunun üzerine tekrar konuşturan podcastleriyle vesaire aslında iyi bir çalışmaydı. Dans genel olarak bence Türkiye'de... Genel olarak sanat zaten hani tartışabiliriz. Dans daha aşağılarda ama bizden daha zor durumda olanlar da var. Sirk sanatları. Mesela şey diyorum, çünkü dünyada en azından yeni sirk dediğimiz yani sirkte sadece çıkıp virtüözite yapmadığı, belli bir dramaturjiyle, bir hikayeyle karıştırdığı gösteriler artık yapılıyor. Aslında bütün sanat dalları birbirinin içine karışıyor. Ama Türkiye'de sirk sanatları mesela bizden daha zor durumda bence.

İ. M: Evet ya, orada topluluklar da iyice az zaten.

M. T: Azlar. Yine de iyi direniyorlar bence. Ama mesela J-Fest... Mesela kaybettik ve mesela J-Fest hani onların buluşup oradan yeni ilişkilerin ve yeni şeylerin doğduğu önemli bir buluşmaydı. Umarım olur.

İ. M: Yakın zamanda, bu 2026 yazında bir hareketlilik olacak. Duyduğum ve gördüğüm kadarıyla bu arada. J-Fest adıyla değil bu sefer ama... Bilmiyordum ama umarım olur.

M. T: Ama mesela dans festivali... Yani böyle yapısı oturmuş bir festivalden bahsedemiyoruz. İstanbul'un tiyatro festivali diyoruz falan ama bir dans festivalinden bahsedemiyoruz. Arada bir oluyor bir tane ki ondan sonra tekrar o kendi seyircisini oluşturabilen bir festivalden bahsedemiyoruz dansta.

İ. M: Evet, akademide de ağırlığı olan bir yer değil. Aslında dans eğitimi... Çok kıymetli hocalar var.

M. T: Var tabii. Bizim Mimar Sinan Üniversitesi'nin Devlet Konservatuvarı Çağdaş Dans Anasanat Dalı çok kuvvetli ve harika dansçılar yetiştiriyorlar gerçekten. Ama hani bir tane var sonuçta, öyle düşün. Ankara'da var. Hani ama böyle nüfuslu bir ülkede İzmir'den bahsedemiyoruz. Başka şeylerde bahsedemiyoruz açıkçası. Sadece İstanbul, Ankara ve İzmir'e sıkışmış durumda. Aslında ki bence çok daha yayılmalı.

İ. M: Evet yani herkes her şeyi yapamaz Mihran, o konuda rahat ol. Onu sen yapacaksın. Sen burada Tophane'de burayı zaten... Burası bana yeter. Ayakta tutan ekip içindesin yani ama geçen gün bir sanatçı dostumuz, radyoya geldiğinde söyleşi için işte Görsel İletişim bölümünde her zaman hocalık yapıyor; sanat işleri, sanat sergilemelerinin dışında şeyi söyledi. İlk dönem başladığında çocuklar geliyorlar, Görsel İletişim bölümünden bahsediyorum falan. Kimse tam da ne yapacağını bilmiyor. Ne birbiriyle, ne önündeki malzemeyle falan. "Önce dans stüdyosuna götürüyorum" diyor. "Birkaç seans sonra her şey çok hızlı bir şekilde gelişiyor" diyor. Şimdi hani burada az evvel yokluğundan bahsettik ya, ne kadar aslında önemli bir şeyin yokluğundan bahsettiğimizi konuşmak istedim yani burada hani…

M. T: Hareket berekettir ya hani. Kesinlikle.

İ. M: "Hareketle kalın" diye bitirdiniz.

M. T: Evet biz dans programımızın sonunu "Hareketle kalın" derdik. Evet hareket berekettir yani hani. Bir yandan da bizim Kumpanya olarak önceliklerimizden biri sonuçta herkes için dans. Yani dans böyle ille de virtüözite isteyen bir şey değil. Özellikle bizim geldiğimiz alan, biz doğaçlama üzerine de çok çalışıyoruz. Yani her bedenin dans edebilme potansiyelini açığa çıkarmayla da çok ilgileniyoruz açıkçası. Atölyelerimiz de bunun üzerine kurulu genelde.

İ. M: İlla virtüözite ya da profesyonellik olarak anlaşılmaması gerekiyor.

M. T: O çok eskide kaldı bizim için. Her türlü beden, her türlü fikir, düşünce o dans sanatının içinde kendini bulabilecek bir yer kesinlikle bulabilir yani. 

İ. M: Açıkçası.

M. T: Halk dansları üzerinden örnek vereceğim. Halk dansları sonuçta aslında var olan bir alandı. Yani yüzyıl başında ulusların bunu bir propaganda amacıyla koreografikleştirdikleri bir alan bunlar aslında. Yani bize onlar hepsi böyle bir formata oturtuldu aslında. Notasyon gibi açıkçası.

İ. M: Türkü derlemeleri gibi yani. Muzaffer Sarısözen'e…

M. T: Evet, biz sonuçta ama hani dansın ve müziğin gerçekten patladığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Onu hep kendimize hatırlatmamız lazım sadece. Bizim de Kumpanya olarak misyonlarımızdan biri de bunu sürekli böyle hatırlatmak ve atölyelerimizde bunu hissettirmek aslında.

İ. M: Evet, çok önemli bir şeyden bahsediyorsun hakikaten. Şunu merak ettim, bunu da sana hiç sormadım. Niye sorayım zaten? Günlük hayatımızda, vapurda karşılaştığımızda bunu sorsam garip olabilir tabii ama... Dedin ya yani, hareket berekettir diye. İşte "Hareketle kalın" diye biterdi bütün Açık Radyo programları falan. Sen hiç hareketsiz olduğun bir dönem hatırlıyor musun? İlla vardır bir dönemin.

M. T: Ben çok uzun uykular oluyor, o depresyonda oluyorum.

İ. M: O depresyon.

M. T: Tabii, tabii. Ben de depresif biriyim. Şey... Yok, hareketsiz olduğum dönemde…

İ. M: Hayal edebiliyor musun yani hareketsiz kalmayı?

M. T: Yok, çok mutsuz oluyorum ya. Aşırı mutsuz oluyorum. Yani gerçekten ben böyle mücadele de seviyorum bir yandan. Kendi koreografilerime de baktığımda genelde bir... Koreografilerimde hep böyle bir mücadele, işte bir kağıtla mücadele ediyorum. Bir bantlarla mücadele ediyorum. Hep bir şeyle mücadele ediyorum. Yani hareketin içi hep bende mücadele ile ilişkili. Neden bilmiyorum hani o kadar analizi de çok sevmiyorum kendimde. Ama hareketsiz kaldığım dönemler çok hızlı bir şekilde depresyona giriyorum ve genelde uykuyla geçiyor benimki. Benim depresyonum böyle kendimi kapattığımda derin uykular oluyor aslında.

İ. M: Sonra uyanıp muhtemelen hemen sokağa atıyorsundur kendini. Taşınacak, bir yerden bir yere taşınacak bir şey buluyorsun.

M. T: Hiçbir şey bulamıyorsam ben, çok uzun yıllar, hala da öyle, yayınevinin kitaplarını taşıyorum, cilt taşıyorum. Derneğe bir şey, koliler taşıyorum ve ben taşımayla kendi koreografik sanatımı biraz birbirlerinin içine artık karıştırdım, benzettirdim, birbirleriyle ilişki haline soktum diyebilirim.

İ. M: Evet. Yani günlük hayatınla birbirine girdi yani aslında.

M. T: Egzersiz gibi düşünüyorum biraz. Çünkü benim de bedenimi çalıştırmam lazım. Çünkü diğer türlü işte şu an 45 yaşındayım ve hayalim olabildiğince uzun süre gösteri yapabilmekte, dans edebilmekte. O yüzden de o gündelik hayatımdaki taşımayı artık biraz kendi egzersizime dönüştürdüm. Orada çünkü sadece şeye inanmıyorum; bir yandan da "Her gün yoga yapmam lazım" falan gibi... Herkes öyle yaşamıyor.

İ. M: Daha doğal bir hal.

M. T: Evet, ben öyle yaşamıyorum en azından. Daha doğrusu benim bedenimin ihtiyacı o değil diye düşünüyorum, başka bir şey. Onu arıyorum bir yandan da. Dansçılıktan da geldiğim için böyle konuşabiliyorum aslında. O aradığım şey de hem taşıdıklarımla kendi beden dinamiğimi hem de koreografimi birbirleriyle biraz böyle besletmeye çalışıyorum. Ne kadar başarıyorum, ne kadar şey tartışılır ama…

İ. M: Ama verimli bir alışveriş tabii yani.

M. T: Hayatın farklı safhalarıyla... Didem'in belgeselinde bazen hep birlikte de bununla ilgili bir yer var mesela ama ben o yaptıktan sonra fark ettim. Hangi bölüm? İşte böyle koliler indiriyorum vesaire bir şeyler taşıyorum, sonra tırdaki kağıdı taşıyorum, böyle o dağı taşıyorum gibi. Ama bu Didem'den sonra fark ettiğim bir şey aslında, filmden sonra fark ettim. 

İ. M: Hareket demişken böyle bir de çok uzun bir rota yaptı ÇAK ekibi aslında. Hala aktif mi bilmiyorum ama bir ÇAK Arazi hikayeniz var.

M. T: Aktif. Biraz daha Duygu dedik, Duygu daha bu sabah WhatsApp'tan arazi videoları yolluyordu. Oradaki diktiğimiz ağaçların sulama borularını döşüyor birkaç gündür. Onlarla çok uğraşıyor. Arazi hayatta en sakin ve yavaş ilerlediğimiz yer. Onun dışındaki her şey tam bir İstanbul gibi. Çok kaotik ve çok hızlı ama arazi tam da kendine yakışanı yapıyor ve yavaş ilerliyor ama ilerliyor.

İ. M: İlerliyor, yıllardır böyle bir şeyleri üst üste koyuyorsunuz.

M. T: Hani ben en başta festival mekanı diye yaklaşıyordum. Şimdi dansçılar için emeklilik mekanı falan gibi de... Ya bir de orada yanlış bir şey yaptığımız zaman doğada olduğumuz için hani oranın kendi varlığını da anlamamız zaman alıyor açıkçası.

İ. M: Tabii ki.

M. T: Instagram'ımızda güzel bir serimiz var hani "ÇAK Arazi Komşuları" diye. Oradaki bitki örtüsüyle ilişkili tanıtım yapıyoruz bir yandan. Melis Rona yazıyor. Bunlarla ilgili genelde işler yapıyoruz aslında orada şu anda.

İ. M: Daha böyle orayı anlamaya, daha böyle bir açmaya bir şeyler yapıyoruz.

M. T: Aslında açık hava oyun alanımızı yeni tamamladık.

İ. M: Onu soracaktım. Bir ara vardı böyle bir fikir. Sahne olmasa bile bir alan yani.

M. T: Yaptık. Bahadır arkadaşımız inşaatını çok yeni bitirdi. Ama daha ciddi bir tanıtımını yapmadık. Belki bu vesileyle de söylemiş olayım. Yani aslında artık İznik'te kendi kulisi olan bir açık oyun alanı diyorum ben oraya. Çünkü sadece dans değil bir sahne ama Serkan Aka tasarladı. İnişli çıkışlı böyle bir yapısı var. O yüzden bir oyun alanı. Doğa içinde bir oyun alanı diyorum.

İ. M: Çok heyecan verici, evet. İlk böyle konuştuğumuz yıllarda zaten hiçbir zaman şey diye gitmediniz araziye, onu da hatırlıyorum. "Gidip şunu yapacağız." Zaten öyle bir mantıkla ettiğiniz hiçbir zaman olmadı ama bir sirk falan ihtimali konuşuluyordu. Belki böyle bir sirk oluşturulması falan. Şu an kendi ritminizde çıkan bir uygulama bu oldu.

M. T: Evet, sekiz sene oldu. Ama bu sekiz senede çok yabani bir yerde olduğumuzu söylemeliyim. Yani ayıların falan olduğu bir yerdeyiz. Bir mertebedeyiz. O yüzden de bu sekiz senede aslında elektrik, su, yaşam alanımız, kişisel yaşam alanımız, bu oyun alanı ve yeni yeni de bu ağaçların ekimi gerçekleşti. En büyük hedef aslında kapalı bir stüdyo ve konaklama alanını yaratmak. Bunu da önümüzdeki yıllarda yaparız.

İ. M: Çok güzel, çok heyecanlıyım. Müthiş mutlu oldum gerçekten bunu duyduğum için. Evet... Heyecanla izleyeceğiz zaten. Birbirimizi takip halindeyiz. Ben seni bir rotada illa yakalarım diye düşünüyorum. Vapurda ya da... Vapurda evet, ada vapurunda. Evet, Apaçık Radyo'nun YouTube kanalında bugün Çıplak Ayaklar Stüdyosu'ndaydık. Mihran Tomasyan'la birlikteydik. Bizi izlediğiniz için çok teşekkür ediyoruz.