Linç Edilmek Pahasına...

-
Aa
+
a
a
a

Fizan Ekspresi’nde Milat Bülent Kılıç, İran’a yönelik saldırılar ve savaşın yarattığı tartışmalar üzerinden İranlı düşünür Kuroş Erfani’nin yıllardır yaptığı uyarıları ve İran muhalefetinin farklı tutumlarını ele alıyor; dış müdahale, Molla Rejimi, monarşi yanlıları ve İran solunun yaklaşımı etrafında şekillenen karmaşık politik tabloyu tartışmaya açıyor.

""

Hafta başında, bir istek üzerine başka bir mecrada kimi düşüncelerimi yazdım ve yayınladım. İran hakkında, İran’a yönelik bu alçak saldırı hakkında söylenecek çok söz var ama başarabilirsem ben çerçeveyi başka bir biçimde oluşturmak istiyorum çünkü öyle bir evredeyiz ki artık milyonlarca İran uzmanı var. Hele de X'te! Yüz yıldır X kullanmıyordum; şöyle bir gireyim de bir şey kaçırmayayım dedim ama bin pişman oldum. Düşüncenin yerini kuruntunun, dayanışmanın yerini kibrin ve küstahlığın aldığını gördüm. Herkes her şeyi biliyor, herkes her konuda uzman ve herkes ötekini, nezaket adına eski tabirle söyleyecek olursak, ‘merkep’likle suçluyor.

Ben kullanmıyorum sayılır ama güncel bilgi ve görüntü isteyenlere önerim Telegram'ı da takip etmeleridir.

Daha önce bir iki gerekçeyle programımda adını andığım İranlı bir aydın ve bir siyasi figür var. Bugün hepinizin bildiği, bulduğu, bulabileceği bilgiler üzerinden gitmek istemiyorum onun yerine kıyıda köşede bırakılan, görmezden gelinen bu aydından söz etmek istiyorum.

İsrail’in ve ABD'nin İran’a karşı başlattığı savaş bütün acımasızlığıyla devam ediyor. Fakat bugün size herkesin her yerden ulaşabileceği bilgilerden, olaylardan söz etmek istemiyorum; onun yerine İran Abad Partisi'nin yani İran Kalkınma Partisi'nin lideri Kuroş Erfani’den söz etmek istiyorum.

Kuroş Erfani, son dört beş yıldır, neredeyse haftanın her günü, partisinin küçük ve güçsüz televizyonundan ya da kişisel sosyal medya hesapları üzerinden saatlerce süren programlar yaparak konuşuyor konuşuyor. ABD'de bir üniversitede hoca olarak çalışıyor ama geri kalan bütün zamanını İran halkını bilinçlendirmeye adamış gözüküyor.

Kuroş Erfani bir hümanist, bir sosyal demokrat diyelim; hatta daha doğrusu bir radikal demokrat. Partisinin kaç üyesi var bilmiyorum. İranlılar onu tanımıyor sayılır. Televizyonu maddi yoksunluk yüzünden kapanmanın eşiğinde. Videolarını beğenen insan sayısı onlar düzeyinde ama ben uzun zamandır takip ediyorum bu insanı. Her dediğine katıldığım için değil; söylediklerini kışkırtıcı, düşündürücü, düşünmeye sevk edici bulduğum ve onun bu bitip tükenmek bilmez enerjisine, kararlılığına, inancına saygı duyduğum için….

Programlarımda zaman zaman adını vererek ya da vermeyerek ondan söz ederim ama bugün bu adın altını kalın kalın çizmek istiyorum çünkü hem İranlılar daha iyi tanısın, hem de Türkiye’de insanlar bol keseden atıp tutmadan önce bu adama kulak versin istiyorum.

Kuroş Erfani, daha Gazze olayları sürmekteyken, Gazze’den yükselen bomba dumanlarını göstererek, “Bunu sakın Gazze’ye atılmış bir bomba sanmayın. Burası da Gazze değil, İran. Gördüğünüz bu şey, İsfahan’a, Şiraz’a, Tahran’a atılmış bombanın görüntüsüdür,” diyor ve halkını harekete geçmeye, bilinçlenmeye, örgütlenmeye davet ediyordu.

Aylarca, yıllarca çırpındı ama sözünü dinleyen olmadı. Muhtemelen bundan sonra da pek bir şey değişmeyecek. Halkı örgütlenmeye çağırıyordu Kuroş Erfani. “En yakınınızdaki insandan başlayın. Kafa kafaya verin ve konuşun, ‘Ne yapabiliriz?’ deyin. Sonra sizin gibi, size benzeyen insanlarla konuşun ve aynı şeyi sorun ‘Ne yapabiliriz?’ Televizyonun önünde cips yeyip, porno izleyip, geyik yapmayı bırakın bir adım atın,” diyordu.

Kuroş Erfani’ye göre İsrail, ABD’yi yöneten bir güç ve bu İsrail, sınırlarını genişletmek istiyor. "ABD'nin bütün kritik kurumları Yahudi lobisinin kontrolü altında," diyor. Ona göre, İran’ın şah döneminin istihbarat örgütü olan Savak’ı Mossad kurmuştu ve bu nedenle mollaları ülkenin başına bela eden de onlar. Yani mollalar tam da kendilerine biçilmiş rolü oynadılar.
Gerçekte İsrail’e karşı çalışmadılar, İsrail için çalıştılar. Ve “Bugün yapılanlara baktığımızda...” diyor Erfani, “...İsrail- ABD koalisyonunun sorunu molla devletini yıkmak falan değil, tam olarak İran’ı yıkmak. Bu uygarlığı haritadan silmek. Bu yüzden de okullara, hastanelere, meydanlara saldırmakta hiçbir sakınca görmüyor. İsrail, Rejim'i devirmek istemiyor; İran’ı Lübnan veya Gazze gibi 'devletsiz' ve 'altyapısız' bir enkaza çevirmek istiyor. İstikrarsız, parçalanmış ve sürekli iç sorunlarla boğuşan bir coğrafya yaratmaya çalışıyor,” diyor.

Ona göre İran'ın varlığına yönelik en büyük "iç tehdit" mevcut Rejim'in ta kendisi. Bu yüzden dış saldırıya karşı Rejim'in yanında yer almayı "Gazzeleşme" sürecini onaylamak olarak niteliyor. “Halkın görevi, savaşı başlatanlarla savaşı ülkeye davet edenler yani mollalar arasında taraf seçmek değil, bu iki güce karşı da bağımsız ulusal iradesini ortaya koymaktır,” diyor. Kuroş Erfani'ye göre, Gazzeleşmenin panzehiri, halkın "çaresiz kurban" psikolojisinden çıkıp bir "kurucu özne" haline gelmesi.

Bu görüşlere katılıp katılmamak herkesin kendi düşünce biçimine, yaklaşımına kalmış ama ben bu insana saygı duyuyorum ve onun sözlerinin tartışılmasını istiyorum. Korosh Erfani adıyla YouTube’da ararsanız onun İngilizce videolarına da göreceksiniz, izleyebilirsiniz.

Son aylardaki programlarımda ve konuyla ilgili yazılarımda sıklıkla söylemeye başlamıştım. İran’da İsrail-ABD ve müttefikleri aracılığıyla bir Rejim değişikliği olursa ortaya çıkma olasılığı olan ülke beni fazlaca ürkütüyor çünkü bu ülke, eğer dağılmamış, parçalanmamış, iç savaş aracılığıyla birbirini yememişse ülkenin başına tam ve aşağılık bir kukla olan “Junior Rıza” geçmiş olabilir. Aslına bakarsanız, tabloya bakınca, alelade bir laik parlamenter ülkeden fazlasını vaat etmiyordu İran, daha fazlasını beklemenin objektif koşulları yoktu. Ama şimdi o beklentinin de bin kat gerisine düşme olasılığımız var. Hep dediğim gibi, eğer İran tek parça kalmayı başarabilir ise…

Çünkü savaşın ikinci, üçüncü gününde bu “Junior Rıza” çıkıp, “Bizim kurtuluşumuz için canlarını veren kahraman Amerikan askerlerinin anısı içimi sızlatıyor,” dediğinde daha üç Amerikan askeri ancak ölmüştü. Oysa İsrail- ABD füzeleri küçük kız çocuklarının gittiği okulu vurmuş ve yaklaşık 170 çocuk ölmüş bir o kadarı da yaralanmıştı ama Rıza onlardan söz etmiyordu. ABD’deki bir demokrat kadın milletvekili bile üzüntüsünü ifade etti ama Rıza etmedi. Vurulan, hasar gören dokuz hastaneden, meydanların göbeğine düşen füzelerden, isabet alan sıradan insanların konutlarından da söz etmedi. Hainlik ve kişiliksizlik böyle bir şey ne yazık ki. Bu kişiliksizliğin ödülünü de kral olarak almak hevesinde.

Tam da bu olaylar olurken, Los Angeles’ta yaşayan tuzu kuru monarşi yandaşları kiraladıkları bir tayyarenin kuyruğuna bağladıkları pankartla Los Angeles semalarından, “Trump, İran halkı olarak sana minnettarız” diyecek kadar küçülüyordu. Ölenler onların çocukları değildi çünkü ve ruhlarını da şeytana çoktan satmışlardı.

Bana göre, şah yanlıları iki gruba ayrılıyor: Biri, daha çok ülke içinde yaşayanlardan oluşuyor. Molla Rejimi'nin her türlü şiddetine maruz kalmış; ailesini, yakınlarını kaybetmiş; çoluğu çocuğu idam edilmiş, babası işkenceye uğramış; kızı kırbaçlanmış olan çaresiz insanlar bunlar. ‘Bu rezil mollalar gitsin de ne olursa olsun’ diyen, ‘Gelecek olan da kötü olursa onu da o zaman düşünürüz diyen’ ve çaresizlikten savrulanlar ki onlara bir noktadan sonra söyleyecek söz bulamam. Bir de birçok ülkede mülkleri, paraları, birden çok pasaportları olan, zaten on yıllardır Batı'nın metropollerinde yaşamanın ayrıcalıklarına sahip olan duyarsız, hırslı, saygısız, sevgi yoksunu bir kitle var ki işte bunlar tam bir baş belası ve bu güruhu bağışlamak kolay değil.

Peki İran muhalefetinin tamamı Şahçı mı, hayır! Özellikle azınlıklar. Bu ırkçı, milliyetçi güruh iktidara gelirse bize kök söktürür diye kaygılanan ve bu yüzden fırsat bu fırsat deyip bağımsızlık, federasyon bayrağını açan geniş kesimler de var, Ülkenin ne olursa olsun bir arada kalması ve ortak bir mücadele vermesi gerektiğini savunan sol, sosyalist çevreler de…

Ama rüzgâr şimdi monarşi yanlısı bu uşak kitlenin arkasında. Batının bütün gücü onları koruyor ve onların önünü açmaya çalışıyor. Onlar İsrail’in finansmanıyla dünyanın her kıtasına propaganda yayınları yaparken, garibim Kuroş Erfani ve arkadaşlarının kanalı frekans ücretini ödeyemediği için kapanmanın eşiğinde….

***

Biraz da savaş halinin İran muhalefetindeki yansımalarına odaklanalım. İzleyebildiğim kadarıyla, İsrail-ABD ikilisinin başı çektiği İran’a karşı savaş koalisyonunun saldırıları yüzünden “tamam, şimdi geçmişi unutalım ve Molla Rejimi ile birlikte düşmana karşı saf tutalım” diyen tek bir sol, komünist, demokrat, cumhuriyetçi örgüt yok. Monarşi yanlısı gruplar ile Halkın Mücahitleri dışında bu ülkelerin saldırısını alkışlayan kimse de yok.

Halkın Mücahitleri, “Önce mollalar gitsin de nasıl giderse gitsin” tutumuyla hareket ediyor. Bu yüzden de İran muhalif hareketlerinin birçoğunun tersine dış müdahaleyi benimsiyor. Bu hareketin bir uluslararası desteği ve örgütlülüğü olduğu açık. Ama Mollalar gibi İran halkının büyük çoğunluğu da bu hareketi bir hain hareketi olarak görüyor. Bu nedenle, bugün bulundukları noktadan çok da öteye gidip süreci belirleyebilecek ya da devleti müsadere edecek gücü elde edebileceklerine inanmıyorum.

İranlı sol gruplardan olan İran Komünist İşçi Partisinin iki kanadı da ideolojik hatları nedeniyle “ulusal savunma” düşüncesine uzaklar. Her şeyden önce “ulus” kavramının spekülatif olduğunu düşünüyorlar. Savaşı da "iki gerici kutbun (Mollaların ve ABD/İsrail) halkın üzerinde yürüttüğü bir suç" olarak tanımlıyorlar. Onlar için mollalarla aynı hizaya gelmek söz konusu bile değil. Savaş ortamında mahallelerde ve fabrikalarda konseyler kurup yönetimi ele geçirmeyi hedefliyorlar.

Görebildiğim kadarıyla Tufan grubu yani Hezbe Kare İran yani İran Emek Partisi solun bütün öteki renklerine oranla farklı bir noktada duruyor. Onlar, dolaylı olarak da olsa, şu anki ana çelişki İran halkı ile emperyalizm arsında diyor. Rejim ile mücadelelerini geçici olarak da olsa ikincil bir konuma itmiş durumdalar. Rejim'i devirme hedeflerinden vazgeçmiş değiller ama bunu belli bir süre için askıya almış gibiler. Halkı "bağımsız bir ulusal direniş hattı" kurmaya çağırıyorlar.

Fedaiyan grupları, en çok "sivil örgütlenme"ye odaklanmış durumdalar. "Savaşın ve Rejim'in yıkımı için genel grev" çağrısı yapıyorlar. Emperyalist saldırıyı bir "kurtuluş" olarak gören Şahçıları ise “vatan haini" olarak tanımlıyorlar. Bu gruplar, otorite boşluğunu kullanarak "silahlı müfrezeler" kurmaktan söz ediyor. Böylece hem Rejim'e karşı, hem de bir kara operasyonu olursa emperyalist ülkelere karşı mahalleleri koruma stratejisini tartışıyorlar.

Tude yani Kitle Partisi, 1 Mart 2026 tarihli resmi bildirisinde, dış müdahaleye evet demenin “bir tiranlığı başka bir tiranlıkla değiştirmek" olduğunu öne sürüyor ama molalarla birlikte, yan yana düşmana karşı savaşmalıyız demiyor. Füze saldırıları sırasında, kurdukları yardım ağıyla halka yardım etmeye uğraşıyor.



Bir de benim çok fazla tanımadığım, İran siyasal ortamında görece yeni sayılabilecek Osyan-İsyan adlı bir hareket var. Bu hareketin başını hem İranlı, hem de Afgan kadınlar çekiyor. Son yıllarda giderek daha etkin hale geliyorlar. Grup, daha savaşın ilk gününde yayınladığı bir bildiriyle emperyalistlere “ülkeden defolun” dedi. Bu arkadaşlar çok kalabalık değiller ama İran sol kamuoyunda kararlı ve inandırıcı bulunuyorlar. Tabii ki onlar da mollaların yanında saf tutalım demiyor.

Geçtiğimiz günlerde Feminist Çerçeve sitesi bu gruptan birileriyle bir söyleşi yaptı. İnternette var, bulup okuyabilirsiniz.

***

Türkiye’de, özellikle de Türkiye solunda yaygın bir eğilim var ve ben bunu çok sorunlu buluyorum. Düşman edinmek, linç edilmek pahasına da olsa bu eleştirimi ifade etmek zorundayım.

İran’ın şu an itibariyle İsrail-ABD ve suç ortaklarının saldırısı altında olduğuna kuşku yok. Bunlar vampirler, yamyamlar, barbarlar. Sadece İran’ın petrolünde, yer altı kaynaklarında gözleri yok; her şeyi, bölgeyle birlikte tüm İran’ı istiyorlar. İnsanıyla, kuşuyla, böceğiyle her şeyi ele geçirmek, işlerine gelmeyeni yok etmek istiyorlar. Bu anlamıyla, bu barbarlara karşı koymak bir görev. Ama şunun altını kalın kalın çizmek zorundayız: Bu yönde yapılacak hiçbir eylem, mollaları hoş görmek, onları var etmek, onları kahraman ilan etmek anlamına gelmemeli.

Türkiye’de, uzun yıllardır, Molla yönetimine atfedilen bir anti-emperyalizm var. Bu da son derece garip bir biçimde molla yönetiminin desteklenmesine çıkıyor. Konuşan herkes “tabii biz gerici Molla Rejim'ini destekleyecek değiliz” diye söze başlıyor ve objektif olarak tam da bunu yapıyor.

Ben haftalar önce hem bu programda anlatmış, hem de 20 ocakta radyomuzun internet sayfasında yazmıştım. “Gaddarlık, hatta ihanet” demiştim bu işe. Şöyle diyordum:


"Yıllardır pek çok kez farklı nedenlerle ayaklanan ve büyük, kanlı faturalarla susturulan bir halktan söz ediyoruz. Sorunu Rejim’in kendisi çözmüyor, çözmek istemiyor ve hatta çözemez. Halk, ayaklanır. Ama gerçek bir örgütlenme, bir liderlik ve programatik olmadığı için de kolayca manipüle edilir; edilebilir.

Fakat öyledir, öyle olabilecektir diye – hele de sol adına- milyonlarca insanı bir çırpıda Molla Rejimi'nin önünde bırakıp kaçmak doğru bir tutum sayılabilir mi? Bu çokbilmiş kesimler, bu sözde kanaat önderleri, İran’da ezilen, sömürülen, aç bırakılan, ayrımcılığa uğrayan milyonlarca insana çıkış yolu olarak ne öneriyorlar? 'Çin ile Rusya ile bir pakt oluşturun, kendi rejiminize boyun eğin, görün bakın her şey çok güzel olacak' mı demek istiyorlar? Milyonlarca insanın yarım yüzyıldır başına gelenlere bu tür yollarla gözlerimizi kapayarak aslında onları tam da yılanların kucağına atmıyor muyuz? Böyle yaparak bir günah ya da suç işlemiyor muyuz? Düşünülmesi, hesaplaşılması gereken budur. Oysa yapılan, monarşi yanlılarına bakıp muhalefetin %70’i dolayındaki büyük çoğunluğunu Amerikancı, İsrailci diyerek gözden çıkarmaktır."

Yani şunu diyorum: İran halkı Trump’ı, Netenyahu’yu, Şehzade Rıza’yı bir kurtarıcı olarak benimsediyse, bunda Rejim’e anti-emperyalizm atfedip mollalara toz kondurmayan solcuların da günahı var. Umutsuz kitlelerle, ezilen, hor görülen, katledilen kesimlerle gerektiği gibi dayanışma göstermediniz. Onları yalnız bıraktınız.

Şunu da ekleyeyim: Hamaney’in öldürüldüğü gün Türkiye solunun bir bölümü ağız birliği etmişçesine “Hamaney sığınağa girmeyi reddetti ki kahramanca ölsün ve halkına bir mesaj versin” demeye başladı. El birliğiyle, Hamaney’den bir kahraman, bir aziz çıkarmaya yeltendiler, onun bu tavrının ne kadar da onurlu bir duruş olduğunu söylediler. Oysa İran muhalefeti için de, benim gibiler için de Hamaney’in başına gelen muazzam bir amatörlükten, tedbirsizlikten kaynaklanıyordu. Kimse sormadı, Hamaney kendi için ölümü göze almış olabilir ama torunu için de mi aynı şeyi istedi? Çocuğun anne babası da koşulsuz olarak kabul mu etti bunu?

Molla Rejimi'ne anti emperyalizm atfeden çevreleri konuşmaya devem edelim: Bu konu dünya çapında da, İranlı aydınlar katında da neredeyse Molla Rejim'i kurulalı beri tartışılır. Örneğin, İranlı teorisyen Mansur Hikmet, 2001’de yayınlanan bir makalesinde şöyle diyordu on yıllar önce:

"Bir gücün anti-Amerikan olması, onu ilerici, özgürlükçü veya halkçı yapmaz. Hitler de anti-Amerikan ve anti-İngiliz idi. [...] Eğer bir Rejim kadınları taşlıyor, sendikaları yasaklıyor ve her türlü insani özgürlüğü dini bir tiranlıkla eziyorsa, onun 'anti-emperyalist' retoriği sadece faşizmin bir başka yüzüdür. Bu Rejim'i destekleyen sol, kendi celladına âşık olan bir sefildir."

İranlı teorisyen Said Rehnama da yaklaşık 17 yıl önce yazdığı “Dünyada sol söylemin İran hakkındaki trajedisi” adlı makalesinde, “Bugün solun bazı kesimlerinden duyduğumuz sesler trajik bir şekilde gerici. Dini köktencilerle, anti-emperyalist ve anti-kapitalist oldukları yanılgısıyla aynı safta yer almak, tarihteki en gerici güçlerle aynı safta yer almak demektir. Bu, gerici bir soldur,” diyordu.

Son olarak bir de İranlı tarihçi ve sosyalist Areş Azizi’nin Mehsa Ayaklanmaları sürecinde yazdığı şu satırları okuyup konuyu kapatayım: "Bazı Batılı 'anti-emperyalistlerin' gözünde biz İranlılar, sadece büyük bir satranç tahtasındaki piyonlarız. Bizim özgürlük talebimiz, onların ABD karşıtı fantezilerini bozduğu için görmezden geliniyor. Sırf Washington'a karşı çıkıyor diye işçileri asan, kadınları kör eden bir teokrasiyi savunmak, solculuk değil; faşizmin dini bir versiyonuna yataklık etmektir. Bu, ilerici değil, derinlemesine gerici bir tutumdur."

Araştırmak, sorgulamak öğrenmek isteyen için böyle yığınla örnek var ama bir radyo programı daha fazlası için uygun değil.